Sevgili okurlar Sultanbeyli’nin dünü ve bu günü hakkında sizlere kısa bir hatırlatma yaparak maziyi anmanızı istiyorum. İstanbul’da Anadolu Yakası’nda yer alan Sultanbeyli, 90’lı yıllara kadar küçük bir yerleşim birimi iken iç göç patlamasıyla düzensiz büyüdü. Hızla artan nüfus nedeniyle 1987 yılında belde,1992 yılında bağlı bulunduğu Kartal’dan ayrılarak ilçe oldu. Yoğun göç nedeniyle nüfusu her geçen gün artan Sultanbeyli’nin sorunları da artarak büyüdü. Bir bölümü devlet ormanlarıyla kaplı olan ilçenin komşuları doğuda ve güneyde Pendik, batıda ve kuzeyde Sancaktepe, güneybatıda ise Kartal’dır. Komşu ilçelerimiz gelişim konusunda bizden çok fazla ilerdeler. Çünkü mülkiyet problemleri Sultanbeyli gibi yüz yıl sürmedi. Sorunları kısa vadede çözülüp kentleşiyorlar.
İKİNCİ DEFA SATIN ALACAĞIZ
2B devlet arazisini işgal eden vatandaşın para ödemesi normal olarak karşılanabilir. Ama hisselilerde bunu kabul etmek mümkün olmamalı. 1980’lerin sonunda Sultanbeyli’ye göç etmeye başlayan Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen insanlar, memleketlerinde varını yoğunu satarak buradan toprak satın aldılar. Toprak alan vatandaşlar, şehir yaşantısı hakkında pekte bilgi sahibi değillerdi. Bir şahit, bir el senedi ve aralarında yapılan sözleşmeyle satın aldıkları toprağın mülkiyetini de resmi olarak kendilerinde olduğunu zannettiler. Çünkü geldikleri yerde her şey net ve söz namustu. Yani bir alışverişte önce söz verilirdi ve herkes o söze sadık kalırdı. Resmi işlemler daha sonra yerine getirilirdi. Çünkü hile hurda olmazdı. Ama Sultanbeyli’de ilk başta iyi niyetler olsa da bu durum sonradan bazı kişilerin aç gözlülüğünden dolayı değişti ve sorunlar olmaya başladı. O günün şartlarında ilçe sınırları içerisinde arsa satın alan vatandaşlar, ikinci bir bedel ödemeden tapularını almaları gerekirken, gerek kötü niyetli insanların gerekse de devletin hatasından dolayı ikinci ve ağır bir bedel ödemek zorunda kalıyorlar. Yıllardır vatandaşın önüne bir koz olarak getirilen mülkiyet probleminin ilçe halkını daha ne kadar zarara uğratacağı bilinmiyor. İlçede 20 bin 600 adet parsel ve bu parseller üzerinde 35bin civarında malik var. Tek katlı veya çok katlı 38 bin civarında binanın sadece 500’ü ruhsatlıdır. Hal böyle olunca devletin Sultanbeyli’de ne kadar yavaş çalıştığını görmemek için kör olmak gerek. Duruma baktığımızda ise 13 yıldır hükümet olan AK Parti, her seçimde Sultanbeyli’den istediğini aldı. Ama Sultanbeyli küçük avuntuların dışında asıl istediğini daha almış değil. Aşağıda sizlere aktaracağım verilere göz attığınızda durumu biraz daha net olarak anlayacaksınız. 100 yılın sorunu çözüldü denilen mülkiyet sorununun çok küçük bir kısmını trampa yoluyla aldılar. Son olarak devri gerçekleşen 1 milyon 271 bin belediyenin kasasında, 2 veya 3 milyon metrekare vatandaşında, 3 milyon metre olarak sayarsak 7 milyon metrekare civarında olur. 29 milyon metrekarelik Sultanbeyli’nin 2B ve müstakil alanını 9 milyon metrekare olarak düşünürsek geriye 13 milyon metrekare kalır. Anlayacağınız yüz yıllık sorunun 35 yılını çözüme yaklaştırdık. Geriye kalan 65 yıla Allah kerim diyelim. Bir hesap uzmanı olmadığım için hesaplamada bir hata olabilir. Zaten tahmini olarak verdim rakamları. Konuyla ilgili uzun zamandır düşünüyorum da kim suçlu diye ve buldum. Bütün suç Tekfurun kızı ve FransFlipson’da.Ama asıl suçlu tekfurun kızı. Rahmetli kazancı bedih’in insanı mest eden sesiyle söylediği Nemrudun kızı yandırdın bizi isimli parçayı sizin için tekfurun kızına uyarladım. Umarım beğenirsiniz.
TEKFURUN KIZI
Tekfurun kızı yaktınsen bizi
Çıkarcılar Çarptı sillesini felek misali
Yetkililer Silin yazımızı kurtarın bizi
Devlet Baba gör bizi
İnancımız kalmadı bu nasıl belâdır
Oyalayıp durdunuz bu ne devrandır
Dünya malı sizde ne tatlıdır
Allah’tan bulasız
Bu kara bahtımız yıkılsın artık
Yalvardık yakardık çözüm bulamadık
Her seçim öncesi bir umut kandık
Oy verdik destek verdik yaranamadık
Perişandır halimiz
Geçmişe kısa bir bakış
Sultanbeyli’deki arazilerin büyük kısmı Padişahın kız kardeşi Cemile Sultan malik iken 22 Şubat 1893 tarihinde Osmanlı Devleti’nin Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Hasan Hüsnü Paşa’ya satılmıştır.Hasan Hüsnü Paşa vefat edince oğlu Hilmi Bey tarafından malik olduğu bu araziler 10 Haziran 1911 tarihli Bakanlar Kurulunun onayı ile FransFlipson isimli Belçika uyruklu bir şahsa satılmıştır. Milli Mücadeleden sonra ülkemizdeki birçok batılı işadamı gibi FransFlipson da İstanbul’dan ayrılmış ve sahip olduğu arazileri satmak istemiştir. Ancak bu arazilerin tapuları ve orman sınırları konusunda çıkan sorunlar nedeniyle arazilerin satış işlemini gerçekleştirememiştir.Flipson’un ölümünden sonra varisleri tarafından Sultanbeyli arazileri bugünkü hissedarlara satılmıştır.
SENET SEPETLER PEŞİMİZİ BIRAKMIYOR
1957 yılında Sultanbeyli köyünün kurulmasına karar verilmiştir. Köyün kurulmasından sonra köy merkezinde rıza-i taksimle düzenli yerleşim merkezi oluşturuldu. Eski Ankara-İstanbul Yolu köyün içinden geçmekteydi. Köyün kurulmasından sonra bazı hissedarlar hisselerini satmaya başladılar. Orman idaresinin Sultanbeyli’ye tahdit koyması ve idare ile hissedarlar arasındaki davanın devam etmesi sebebiyle bu satışların tapu devri yapılamamıştır. Satışlar önceleri gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile daha sonra Köy İhtiyar Heyetinin tasdik ettiği senetlerle ve en son dönemde de el senetleri ile devam etti.Anlayacağınız senet ve sepet işi peşimizi bırakmıyor. İlçemiz hakkında kısa bir bilgi. Nüfus: 315 bin, Yüzölçümü: 29 milyon metrekare, 1957’de köy oldu, 1987’de belediye kuruldu, 1992’de ilçe kimliğine kavuştu.
Because of resume help the term that says academic help and writing services, many people tend to think that the only thing we offer here is writing help.