7’ den 70’ e hizmette kusur başlığı altındaki yazımda ilçemiz sınırları içerisinde hizmet veren kamu ve özel kurumlarının halka hizmet anlayışını gözler önüne sermeye çalışacağım. Yani devlet hastanesi, özel hastaneler ve klinikler, bankalar ve öğrenci taşımalarını yapan servis şirketlerinin hizmet anlayışına hep beraber göz atalım.
Son günlerde İstanbul’un bazı ilçelerindeki kaymakamlıklar, kendilerine bağlı birimlere bir ihtar niteliğinde yazı gönderdi. Bu yazıda kaymakamlığa bağlı birimlerde görev yapan personellerin vatandaşa hizmet verirken her ne olursa olsun güler yüzlü olmaları gerektiği konusuna değiniliyor. Yazının devamında ise “Güler yüzlü olmazsanız vatandaşı devletten soğutacaksınız” deniliyor. İşte tam burada ‘acaba bizim ilçemizdeki kamu kurum ve kuruluşlarında bankalarda ya da hizmet binalarında vatandaş neler ile karşılaşıyor’ sorusu aklıma takıldı.
Gazetemizin 6. Sayfasında yaklaşık bir yıldır devam eden ‘Bir Fikrim Var’ köşesinde zaman zaman ilçe halkı bu tür sorunlara değinerek, az da olsa bizlere konuyla ilgili fikir veriyor. İlçemizde yaşayan 7’den 70’e her vatandaşın gün içerisinde hizmet aldığı kurum ve kuruluşlar var. Bir de bu kurumlarda çalışan personellerin halkla ilişkiler konusunda başarı ya da başarısızlıkları var. Ben önceliği 70’liklere vermek istiyorum. 7’likler sırasını beklerken 70’likler kurum ve kuruluşlardan hizmet alabilme mücadelesinde ne kadar başarılılar? Sizinle bunu paylaşmakta fayda görüyorum.
Hastaneler Sınıfta Kaldı
Sultanbeyli son yıllarda nüfusunu hızla arttıran ilçelerden bir tanesi.Haliyle ilçe nüfusu kalabalıklaştıkça sağlık kurumlarının da bir gelişim, değişim bekleniyor. Bu gelişim talep edilen düzeyde olmadığı için ne yazık ki halkla ilişkiler krizi çığ gibi büyümeye devam ediyor. İlçe insanının eğitim profili incelendiğinde sizlerin de bildiği gibi orta yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız kurum ve kuruluşlarda hizmet alım noktasında, kendilerine devlet ve yasalar tarafından tanınmış olan haklardan çok da haberdar sayılmazlar. Bu durumu fırsata dönüştüren sağlık personeli de vatandaşa hizmet mi veriyor, yoksa vatandaşı hezimete mi uğratıyor bu tartışılır bir durum. 70’liklerin hizmet alabilme mücadelesi önce hastanelerdeki veznelerde başlıyor. Vatandaşın eksik bilgilendirilmesi ya da eksik bilmesi nedeniyle hastalar hayati tehlikeleri dahi olsa önce veznelere yönlendiriliyor. Son günlerde bir de özel hastanelerde bir de parmak izi veya avuç içi tanıma ve tarama yöntemiyle hasta kayıtları alınmaya başladı. Bu şekilde hasta kabul edilirken zaten ağır aksak verilen sağlık hizmetleri neredeyse durma noktasına gelmiş durumda. Vezneler kalabalıklaştıkça çalışan personel vatandaştan daha agresif, daha gergin olmaya başlıyor ki vatandaşın vay haline… Diyelim ki başarılı bir mücadele vererek vezneden geçti. Bundan sonra dert bitiyor mu? Hayır. Buna bir de sağlık personelinin kaba, aşağılayıcı, kişiyi değersizmişçesine davranınca hasta vatandaş derdine şükredercesine hastaneyi derdine çözüm bulmadan terk etmek zorunda kalıyor. Evet ilçemiz kalabalık, sağlık kurumlarımız yetersiz. Vatandaşlarımız da gereğinden fazla eğitim anlamında eksik. Ama az da olsa bu insanlar güler yüzü, hoşgörüyü hak etmiyor mu?
Tükenmişlik Sendromu Bankaları da Vurdu
Son zamanların en popüler rahatsızlıklarının başında tükenmişlik sendromu geliyor. Hayat şartlarından, işinden, eşinden, arabasından, evinden memnun olmadığı ne varsa hepsinden son derece üzüntü duyup hayatı kendine zindan eden insan hastalığı ‘tükenmişlik sendromu’ ya da şükürsüzlük, benim anlayışımla.
Yazımın ilk kısmında belirttiğim 70’liklerin çilesi bankalarda da bitmiyor. İşini yapmak istemeyen, mutsuz, agresif, ters insanların adeta seçilerek işe alındığı bankalarda hizmet mücadelesi adeta tavan yapıyor. Bu durum özel ve kamu bankalarında fazlasıyla göze çarpıyor. Kilitlenen sistemlerden dolayı günün 3/2’sini ayakta sıra bekleyerek geçiren insanlar, “sistem kilitli” bahanesinin ardına sığınan ve genelde angarya işlerle meşgul olan vezne görevlilerinden güler yüz, hoşgörü ya da hakkını isteme gibi bir talepte bulunmayı unutalı yıllar olmuş. Bankalar ve benzeri kurumlarda gişe memurlarının bu kadar derin üzüntü ve gerginlikle, arabesk havasında bir gerginlikle insanları hizmet dilencisi olarak görmelerini ben şükürsüzlük, pardon tükenmişlik sendromuna bağlıyorum. Bağlıyorum ki onlar minareyi çalıp kılıf hazırlarken bizim de küçük bir katkımız olsun.
70’liklerin hizmet alma mücadelesini saymaya benim gücüm yetmez. Bu kadarı bile birçok şeyi özetliyor zaten. Gelelim 7’liklerin henüz hayat merdiveninin başındayken başladıkları hayat mücadelesine. Onlar bunun farkında mı bilemem ama farkındalık oluşturmak görevinin biz gazetecilere düştüğünün farkındayım.
Öğrenci Taşımacılığı mı, Balık İstifi mi?
7’liklerin hizmet alma mücadelesi yeni düzenlenen 4+4+4 Eğitim Sistemi ile 66 aylıkken başlıyor artık. Çünkü çocuklar okul ile tanışmadan önce ne veliler bu mücadelenin farkında oluyor ne de öğrenciler. Günümüzde öğrenciler okula başlamaları ile birlikte taşımalı sistem ile tanışıyor, eğitim-öğretim yılı başlamadan önce okullar belli sözleşme maddeleri çerçevesinde okullarla anlaşmaya varıyor Ve bir eğitim- öğretim yılı içerisinde öğrenciler bu şirketler tarafından taşınıyor. Ancak öğrenci taşıma hizmeti veren bu şirketler henüz eğitim öğretim yılının yarısına bile gelmeden sözleşme şartlarını unutuyor ve kendi çıkarları doğrultusunda çocukları, onlarla birlikte velilerini de yeni bir çilenin içine atıyor. Bunların en başında servis araçlarında koltuk sayısından fazla öğrencinin istiflenerek taşınması var. Oysaki okul servisleri yönetmeliğine göre her öğrencinin bulunduğu koltukta emniyet kemeri takması gerekirken, çocuklar servis araçlarında oturacak yer bulamıyor. Yaşam mücadelesine çok erken atılan çocukların yanı sıra ailelerinin içine düştüğü durum da cabası. Taşımayı yapan firma okul ile yaptığı sözleşmede ve UKOME’nin belirlemiş olduğu ücretlendirme pusulasını görmezden geliyor olması, abartılı ücretlerle ailelerin ekonomik sıkıntıya sokulması, çocukların güvenliksiz ve standartların dışında araçlarla taşınması 7’likleri de 70’likleri de kara kara düşündürüyor. Bu durum özellikle ilçemizde tadilatta olan okulların öğrencilerinin taşımalı eğitim şekliyle diğer okullara naklinde yaşanıyor. İlkokul çağındaki bu öğrencilerin taşınmasında sözleşme şartlarının, yönetmeliklerin ve insan haklarının hiçe sayıldığı yöntemlerin uygulandığı aldığımız duyumlar arasında. Bu duyumlar doğrultusunda yapmış olduğumuz çalışmalarımızı siz okurlarımızla gelecek yazılarımızda paylaşacağım.
7’den 70’e ilçemizde verilen hizmetlerin hali böyleyken yerel yönetimler ve idareciler de bu sese kulak vererek vatandaşlarımızın hak ettiği güler yüz ve kaliteli hizmete ulaşım için artık devreye girmeli.
college-homework-help.org.