Sultanbeyli’nin bu makûs kaderi ne zaman değişecek bilmiyorum. Ama olumsuzluklar ve geri kalmışlık artarak devam ediyor. 1980’lerden sonra göç almaya başlayan ve 1990’ların başında ilçe olan Sultanbeyli, maalesef sakat doğmuş bir ilçe. Türkiye’nin her ilinden göç edip gelen insanların yanı sıra İstanbul’un bazı ilçelerinde barınamayan insanlarında ilk tercih yerleri arasındadır. Mülkiyet problemi yüzünden sancılı bir doğum sonucu *asfiksi olarak dünyaya sakat bir çocuk olarak gelen Sultanbeyli’nin beyin ve kalbine aldığı hasarlar bir türlü tedavi edilemiyor. Anadolu’nun saf ve temiz yürekli insanlarının, yeni yaşam alanı olarak gördükleri bu ilçeye akın edercesine gelmelerinin en önemli nedeni daha yaşanılabilir bir hayat içindi. Ama gel gör ki daha güzel bir hayat için varını yoğunu satarak Sultanbeyli’ye yerleşen insanlar, geleceği hiç te parlak olmayan bir yerleşim yerine geldiklerinin farkında değillerdi. Beyni ve kalbi hasarlı bir şekilde dünyaya gelen bu sakat ilçenin yürüyebilmesi için konularında uzman ekiplerle çok uzun bir tedavi sürecinin başlaması gerekirdi. Doğumunda doktorların zamanında yeteri kadar müdahalede bulunmadığı için nefessiz kalan ve bunun sonucunda asfiksi olarak dünyaya gelen Sultanbeyli’nin hem fiziksel hem de ruhsal olarak özürlü bir şekilde kalmasına neden olmuşlardı. Yani 1990’lı yıllarda Sultanbeyli’nin hisseli tapuları belediye tarafından toplanıp ilçe halkına dağıtılmış olsaydı eğer, ilçenin fiziki özrünü gidermiş olurdu. Ama ilçeyi yöneten zihniyetler uzun yıllar boyunca bu soruna bir türlü çözüm üretemediler. Geçtiğimiz yıllarda bazı girişimler yapan ve mülkiyet problemini çözdüğünü söyleyen bu gün ki yerel yönetimde sorunu tam anlamıyla çözmüş değil. 7 Haziran seçiminden önce sembolik olarak tapu devir teslim töreni yapan Sultanbeyli belediye yetkililerinden de o günden sonra bir ses çıkmadı. 2002 yılı itibarı ile iktidarda olan AK Parti tüm Türkiye’de olduğu gibi Sultanbeyli’de de olumlu bir izlenim bıraktı. Sultanbeylilere mülkiyet problemini çözeceğiz sözü veren AK Parti, genel ve yerel seçimlerde ilçe halkından büyük destek aldı. Her seçimde en çok oyu Sultanbeyli’den alan AK Parti yüzeysel hizmetlerin dışında kanayan yarası olan mülkiyet problemini vaatlerle bu güne kadar geçiştirdi. BİRAZDA EĞİTİMİN ÇITASINI YÜKSELTMEKLE UĞRAŞSANIZ
Mülkiyet problemiyle birlikte eğitim sorunu da had safhaya ulaştı. İlçenin hızla artan nüfusu ve çoğalan öğrenci sayısından dolayı mevcut okullar yetersiz kaldı. Yetersiz okul ve sınıflarla birlikte kullanılan sıra, masa ve diğer malzemelerde eksik, eski, kırık ve dökük olduğu için sağlıklı bir eğitim ortamı da oluşmuyor maalesef. Halkın okul taleplerine karşı ilçe yöneticileri ‘arsa yok bu nedenle okul yapamıyoruz’ diyorlardı. Ancak Sultanbeyli’nin Kuzey bölgesinde Bulunan Adil, Mimarsinan ve Battalgazi mahallerinde mülkiyet problemi olmadığı için okul sayısının fazlalığından dolayı sınıf mevcutları 20 veya 25 civarında olduğu iftiharla belirtiliyordu. Fakat son dönemdeki hızlı yapılaşmadan dolayı artan nüfus yoğunluğu nedeniyle mevcut okullar yetersiz kalmaya başladı. Belediyenin günü kurtarmak için yaptığı planlardan dolayı gelecek yıllarda bu bölgenin de önemli ölçüde okul ve sınıf yetersizliği yaşayacağı aşikâr. İlçe genelinde arsa bulamadıkları için okul yapamadıklarını belirten yöneticilerin 24 dönüm araziyi satışa çıkardıklarında öğrenmiş olduk. Belirttiğim sorunlarla birlikte kadrolu öğretmen açığı da gereğinden fazla olan Sultanbeyli’nin eğitiminden bu şartlarda sağlıklı bir gelecek beklememiz doğru olmaz. Eğitimdeki bir diğer sorunda bazı okul idarelerinin okul aile birliği yönetiminin görevlerine gereğinden fazla karışmaları ve kimsenin buna dur dememesi. Kafalarına göre aile birliği yönetimlerinin altını boşaltıp istifaya zorlanması, servis taşıtıcılarından kafalarına göre ödenek almaları veya istediklerinin dışında kimsenin okullarda öğrencinin taşıyamaması gibi birçok örnekler gözlerimizin önünde cereyan etmesi ve kimsenin buna ses çıkaramaması anlaşılır gibi değil. Eskide ilçe insan hakları kurulu vardı. Ayda bir devlet kurumlarını gezen gözlemlerini rapor eden insan hakları kurulu, yaptırım gücünün olmamasına rağmen eksiklerin giderilmesinde etkili oluyordu. İlçe insan hakları kurulu Kaymakam başkanlığında bir araya gelen ilçenin genel durumuna hakim çeşitli kurumlarda aktif görevli insanlardı. Ama son iki yıldır bu kurulun, kurum ziyaretleri yapması ve toplanması engellenmiş durumda.
SULTANBEYLİ HAK ETTİĞİNİN KARŞILIĞINI İSTİYOR
Geçtiğimiz günlerde Sultanbeyli belediye kültür merkezinde AK Parti ilçe yönetimi tarafında yapılan bir seçim toplantısına katıldım. Salonda birkaç eski Saadet partili de vardı. Konuşmacı AK Parti 1.bölge Milletvekili adayı konuşmasında, Saadet Partisinin yanlış yolda olduğunu ve AK Partiye zarar verdiğini belirtiyor. Salonunda bulunan dinleyicilerden bazıları da Saadet Partisini yuhalayıp hakarete varan sözler sarf ediyordu. Konuşmacı engel olmaya çalışsa da, işin özünde istediği buydu. Yani kendi hatalarını görmekten korkan ve bunu dile getiremeyenler, suçu başkalarına atmakta mahirdirler. Örneğin 7 Haziran seçim sonrası alınan oy düşüklüğü nedeniyle hatalarını kabul etmeyip, suçu başta Kürtlere ve diğer kesimlere attıkları gibi. Önce Kürtlerin tamamını hain ilan ettiler. Ardından AK Parti gönüllüsü ve Türkiye sevdalısı olan insanların doğru ve haklı eleştirilerine tahammül edemedikleri için dışlayıp uzaklaştırdılar. Sonrada oturup pişkin pişkin onları suçlamaya devam ettiler. Bunlarla birlikte metropollerde Milletvekili listelerinde ne bir Kürt aday nede bölgeden bir aday gösterdiler. Oysa Sultanbeyli’nin en az bir Milletvekili hakkı var. Çünkü en az iki Milletvekili çıkartabilecek kadar AK Partiye oy veriyor. Bunları daha önce yazdığım için beni AK Parti karşıtı olarak lanse ettiler. Ama ben AK Parti karşıtı olmadığım gibi her siyasi partiye eşit mesafede olan biriyim. AK Parti’den ısrarla Milletvekili istememin nedeni, ilçenin verdiği destekten kaynaklandığını belirtim. Çünkü verdiği oy desteği, yeteri kadar almadığı hizmet ve bir türlü çözülemeyen mülkiyet ve diğer problemlerin daha hızlı bir çözüme kavuşacağını düşündüğümden dolayı, Sultanbeyli’nin bu hakka sahip olduğuna inanıyorum. O toplantıda aklıma takılan bir başka soruyu sormadan edemeyeceğim. Sultanbeyli belediye yetkilileri, kültür merkezlerini toplantı için kullanmak isteyen diğer siyasi partilere hayır cevabı veriyor. Neden olarak ta hiçbir siyasi partiye program yapmaları için kültür merkezlerini vermediklerini belirtiyorlarmış. Galiba Belediye yönetimi AK Partiyi kendisine bağlı bir birim olarak gördüğü için kültür merkezinde program yapmasına müsaade ediyor.
İKİ AYLIĞINA ÖNEMLİ ÖNEMSİZLER
Anlamakta zorlandığım bir diğer konuda, Sultanbeyli AK Parti ilçe yönetimi ve belediye yönetiminden bazılarının sert, kırıcı ve dışlayıcı söylemlerine maruz kalan ve gidin kardeşim sizin burada yeriniz yok dercesine gönderilen bazı kişilerin, yine orada olmalarını anlamış değilim. Hakarete maruz kaldığını ve dışlandığını düşünen o kişiler, mevcut yönetim hakkında ciddi eleştirilerde bulunarak asla onların yanında yer alamayacaklarını ifade ediyorlardı. İlçe yönetiminden bazılarını hatalı davranış, söylem ve dışlamalarından dolayı eleştirip, bir daha asla bunlarla yan yana gelmem deyip, gel dediklerinde de koşarak gitmelerini anlamış değilim. Yanlış anlaşılmasın AK Partiye karşı olun veya oy vermeyin demiyorum. Sizi dışlayan yerel yöneticilerin git dediklerinde giden, gel dediklerinde gelen sizleri anlayamıyorum. Kusura bakmayın ama sizler iki ay önemli önemsizlerdensiniz. Yani gelen tepkiler üzerine vitrinde görünmenizi istedikleri için iki aylığına önemli olduğunuz olgusunu oluşturuyorlar. Zamanın birinde bir vatandaş, başarılı gördüğü bir siyasi yöneticinin başarılarını öven ve bölgesinde kadrosuna dahil ettiği yerel yardımcılardan dolayı kendisini kutlayan övgü dolu bir mesaj gönderir. Ancak belli bir süre sonra seçilen idarecilerin küçük hesaplar peşinde ve kendi içlerinde birbirlerine düştüğünü ve bulundukları yerde yarardan çok zarar vermeye başladıklarını gördüğü için, gönderdiği övgü dolu mesajdan dolayı pişmanlık duyduğunu hissetmiş. O vatandaşın tek umudu, kadroya alınan yerli idarecilerin iç çekişmelerinden dolayı bulundukları kuruma ve bölgelerine daha fazla zarar vermeden müdahale edilmesidir. Aksi halde geçmiş yıllarda yaşanan benzer olayın tekrar cereyan etmesi içten bile değil.
*Asfiksi: Doğum esnasında nefessiz kalma durumuna denir.
You can also look at the integration of criminology essay helper using https://eduessayhelper.org/ into public policies.