Ekonomik kaosun hakim olduğu dünyada, yanı başımızda komşumuza yapılan saldırı ve soykırım girişimleri, ülkemizde eksikliğini hissettiğimiz ve düzeltilmesi gereken konular, yerel siyasetçilerin derin sessizliği, bazı mahalli idarelerde “memurum işini bilir” dedikoduları, basının içler acısı durumu, Çin işkencesine dönen trafik sorunu, STK ve Muhtarlar, ABD-İsrail ve İran savaşı ve okulların yeni sorunu dijital zorbalık başlıklarıyla ortaya karışık konuları sizler için kısaca derledim.
Siyasi Partilerin Derin Sessizliği:
Günümüzde savaşlar, soykırımlar, ekonomik sorunlar, sosyal sorunlar, çevresel sorunlar, bölgesel ve yerel olarak yaşadığımız sorunlarla ilgili topluma faydalı bir demeç veren herhangi bir siyasetçiye denk gelememek sıradanlaştı. Özellikle yerel siyasetçiler. Önceki yıllarda siyasi partilerin yerel temsilcileri sık sık kamuoyunu aydınlatmak için basına demeç verirlerdi. Ama şimdi bırakın basına demeç vermek basınla bir araya gelmek bile istemiyorlar. Bunlara bir bölgenin kaderini tayin eden meclis üyeleri de dahil. CHP’nin Belediye Başkanları ve adliye konuları dışında topluma faydalı bir açıklamalarına denk gelmedim. AK Parti’nin de salon ve toplu yemekler dışında bir çalışma ve demeçlerine rastlamadım. MHP’nin açılım sürecine katkı anlamında ev ziyaretlerini faydalı bulmama rağmen basına kamuoyunu aydınlatıcı bir açıklama ya da bildirilerine rastlamadım. Genel anlamda kamuoyu önüne çıkan veya geniş kitlelere ulaşmak için toplum yararına hareket eden bir siyasetçiye denk gelmedim desem yeridir. Kısacası gündemin bu kadar sarsıcı ve hareketliliğine rağmen özellikle yerel siyasetçilerin derin sessizliği düşündürtmüyor değil.
Bazı Belediyelerde Memurum İşini Bilir Mantığı mı Hakim?
Komşu ülkelerdeki kaos, uluslar arası ekonomik krizler vb nedenlerle toplumun dikkatini daha çok dış etkenler çekiyor. Haliyle yerel yönetimlerde meydana gelen hadiseler bazen gözden kaçabiliyor. Bu durumu fırsat bilen bazı siyasi yerel yönetimler ipin ucunu kaçırmış gibi. Özellikle bazı belediyeler ve kurumlarda görevli personel veya memurlar keyfi keder iş yapmaları, halk arasında “memurum işini bilir” söylentilerine neden oluyor. Bu hususa dikkat etmek önem arz eder diye düşünüyorum.
Basının İçler Acısı Durumu:
Siyasetçileri, Dernek yönetimlerini, diğer STK temsilcilerini, yerel yönetimleri ve muhtarların eksikliklerini kısaca dile getirip biz basın mensuplarının eksiklerini dile getirmemek olmazdı. Yerel açıdan baktığımızda basının mevcut durumu tam bir içler acısı ama genel açıdan baktığımızda da durum pek farklı görünmüyor maalesef. Özellikle yerel basının sadece dolgu malzemesi olarak kullanılması, üç kuruş uğruna hor görülmesi, bazı genel ve yerel basın mensuplarının görevlerinin aksine şık olmayan davranışlarda bulunması itibar ve güven kaybına neden olduğunu görebiliyoruz. Son yıllarda moda haline gelen bir olumsuzluğu da dile getirmek gerekir. Siyasi partilerin yerel temsilcileri ve yerel yönetimlerin basın birimleri de üstlendikleri görevi layıkıyla yerine getiriyor denmez. Sorulara kapalı, eleştirileri kapalı, bilgi paylaşımına kapalı, önerilere kapalılar. Ellerinden gelse iletişime de kapalı olacaklar. Adı yerel yönetim, görevi alanı mahalli idare fakat basın metinleri ulusal hatta uluslararası. Küçük programlar bile dev bütçeli ulusal kanallarda yayınlatılıyor. Mahalli bir idareciye bir Başbakan veya Cumhurbaşkanı havası vermek neyin nesi anlamış değilim.
Çin İşkencesine Dönen Trafik Çilesi:
Araç trafiği Türkiye’nin genel ve en önemli sorunu haline gelmeye başladı. Hangi il veya hangi ilçeye giderseniz gidin trafik sorunu ile karşılaşıyorsunuz. Özellikle Metropoller trafik sorununun baş aktörleridir. Bana göre sorunun büyümesini sağlayan en önemli etken keyfi ve sorumsuz sürüşlerdir. Bunlarında başında İstanbul trafiği gelir. Nereye giderseniz gidin trafik yoğunluğuyla karşılaşıyorsunuz. Buna bozuk yollar, bozuk ya da olmayan kaldırımlar, bazı noktalarda yetersiz kavşaklar, bazı noktalarda gereksiz dar yollar eklenince trafik yoğunluktan çok çileye dönüşüyor. Bir de bazı ilçelerin köstebek yuvasına dönen iç yolları, çim sahalarına dönmüş kaldırımları da eklediğimizde çileden Çin işkencesine dönüyor trafik meselesi.
STK ve Muhtarlar:
Ülkemizde 120 bin civarında dernek, 30 bin civarında Oda ile vakıf ve 50 binin üzerinde muhtar var. Yaklaşık 150 bin civarında olan STK’ların yüzde kaçı aktif? Ya da Muhtarların yüzde kaçı faydalı? Bu sorular detaylıca araştırılıp net cevap alınabilir. Ama genel anlamda aktif STK sayısı mevcudun çok altında olduğunu biliyoruz. Yine sosyal, eğitim, kültürel, ekonomik vb projeleri hayata geçiren STK sayısı da oldukça az. Vatandaşa birçok yönüyle külfet olan bu STK’ların acil olarak denetlenmesi gerekir. Yine birçok esnaf odası vb odalarında denetlenmesi gereken kurumların başında geliyor. Tanıdığım ve tanımadığım ama duyduğum bazı muhtarların görevlerini layıkıyla yaptıkları yönünde. Fakat özellikle bazı muhtarlar var ki; onları anlamak mümkün değil. Bir garibana yardım yaptıkları zaman cümle aleme duyurmak için yaptıkları çirkin paylaşımlar, yerel yönetimlere gereğinden fazla yalakalık yapmaları, muhtarlık sınırları içinde emlakçılık yapmaları vb olumsuz davranışları muhtarlık vasfını ayaklar altına seriyor. Tekrar belirtmekte yarar var. Görevini hakkıyla yapan muhtarlarımızı tenzih ederim. Günümüz iletişim koşullarına göre kişisel fikrim Metropollerde muhtarlıkların çokta gerekli olmadığı yönünde.
ABD-İsrail ve İran Savaşı:
ABD ve İsrail’in sözde demokrasi adı altında İran’a saldırmaları ve İran’ın da haklı olarak kendini savunması sonucu büyük bir savaşın yaşandığı orta doğuda insanlık kıyımı yaşanıyor desek abes kaçmaz. Bundan 23 yıl önce Irak’a sözde demokrasi adı altında saldıran ABD, bir ülkeyi nasıl iktidarsızlaştırdığına hepimiz tanıklık ettik. İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımla insan kanına doymadığını bu savaşta da görebiliyoruz. Bu savaşın özellikle komşu ülkelere de yüksek maliyeti olacak elbet. Petrol, tekstil, gıda ve inşaat sektörleri ciddi ekonomik sorunlara neden olacak. Şahsi fikrim İran kendini savunmakta haklı ve muzaffer olmasını isterim. Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın; insan olanın, vicdan sahibi olanın karşısında durması gerekir. Bu anlamda dualarım İran’ın zaferle bu savaştan çıkması ve bir an önce sonuçlanması.
Okulların Yeni Sorunu Dijital Zorbalık!
Okulların çevresinde serseri diye nitelediğimiz kişiler tarafından hep bir tehlike söz konusuydu. Öğrencilerin kendi aralarında kavga etmeleri, okul dışında gelen kişilerin öğrencilere saldırması ve okul çevrelerinde uyuşturucu gibi sorunlar önümüzde duran tehlikelerin başında geliyordu. Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının ortak çalışmaları sonucu okul çevrelerinde görevlendirilen emniyet güçleri sayesinde demin dile getirdiğim tehlikeler minimize edilmişti. Ancak adına yeni nesil tehlike denilen bir büyük sorunla daha karşı karşıyayız. Okullarda akran zorbalığı ile siber zorbalık! Yani “akran şiddeti”, “itiraf” ve “ifşa” sosyal medya hesapları üzerinden öğretmenlerin ve öğrencilerin özel ya da gizli bilgilerini ifşa etme ve onları zora sokma girişimleri. Bu sorun hakkında tedbirler alınmazsa gerçekten ciddi tehlikeler doğurabilir.