REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Haber Takip

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri
#BizBizeYeteriz Türkiyem! Korona yaz 8119'a gönder 10 TL bağışta bulun

ÜVEY EVLADIN KİMLİK ARAYIŞI!

ÜVEY EVLADIN KİMLİK ARAYIŞI!
725 views
11 Eylül 2020 - 16:57

Tarihi eski ama kuruluşu yeni olan bir kente kimlik kazandırmak! Peki, bir kentin kimliği nasıl oluşur? Bence bir kentin kimliği tarihi dokusu, kültürel varlıkları, şehirleşmesi ve bir arada yaşama arzusuyla oluşur. Tabi o kenti yönetenlerin ve yaşayanların bakış açısı da bu noktada çok önemlidir.

Şehir planlayıcıları ve mimarlara göre “Küreselleşme, sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmeler, mekânsal ve toplumsal bir alan olarak kentin değişmesini ve gelişmesini sağlar. Bu değişim kent kimliği ve kent kültürünü oluşturur. Kentler, barındırdıkları değerler yoluyla kent kimliğinin çerçevesini oluştururlar. Kent kimliği ise, kentin sürekliliğini sağlar.”

Yıllardır mülkiyet sorunu nedeniyle gelişmekte ve bir kent olmakta problem yaşayan Sultanbeyli’nin kent kimliğinin oluşamamasını neye bağlayacağız?

SULTANBEYLİ TARİHÇESİNE KISA BİR BAKIŞ

Bu yazıda hem asırlık tarihine göz atacağız hem de kentleşememesinin nedenlerini irdeleyeceğiz.

Arşivlere göre, Sultanbeyli 1328 (H.728) yılında Orhan Gazi’nin emriyle, Akça Koca, Konur Alp ve Abdurrahman Gazi komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından fethedilir. Fetihten önce olduğu gibi sonrasında da stratejik konumunu koruyan Sultanbeyli, kavimler yolu üzerinde önemli ara istasyondur. Ayrica Asya-Anadolu tarafıyla, İstanbul-Avrupa arasındaki ana ulaşım yolu (bugünkü Fatih Bulvarı yani tarihi Bağdat caddesi) bu bölgeden geçtiğinden, bütün askeri ve sivil ulaşım açısından büyük öneme sahipti. Sultanbeyli bir yerleşim yeri ve çiftlik olarak Padişahın kız kardeşi Cemile Sultana ardından Hasan Hüsnü Paşaya devredildi. Paşanın vefatı ile oğlu Hilmi Bey bu arazileri 10 Haziran 1911 tarihli Bakanlar Kurulunun onayı ile Frans Flipson isimli Belçika uyruklu bir şahsa satmıştır. Milli Mücadeleden sonra ülkemizdeki birçok batılı işadamı gibi Frans Flipson da İstanbul’dan ayrılmış ve sahip olduğu arazileri satmak istemiştir. Ancak bu arazilerin tapuları ve orman sınırları konusunda çıkan problemler nedeniyle arazilerin satış işlemini gerçekleştirememiştir. Flipson’un ölümünden sonra varisleri tarafından Sultanbeyli arazileri bugünkü hissedarlara satılmıştır. Ayrıca 1945 yılında Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin bir kısmı hükümetçe 7500 dönümlük arazi istimlâk edilerek Sultanbeyli’ye yerleştirilmiştir.

1957’DE KÖY OLDU

1957 yılında Sultanbeyli köyünün kurulmasına karar verilmiştir. Köyün kurulmasından sonra köy merkezinde rıza-i taksimle düzenli yerleşim merkezi oluşturuldu. Eski Ankara-İstanbul Yolu köyün içinden geçmekte idi. Köyün kurulmasından sonra bazı hissedarlar hisselerini satmaya başladılar. Orman idaresinin Sultanbeyli’ye tahdit koyması ve idare ile hissedarlar arasındaki davanın devam etmesi sebebiyle bu satışların tapu devri yapılamamıştır. Satışlar önceleri gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile daha sonra Köy İhtiyar Heyetinin tasdik ettiği senetlerle ve en son dönemde de el senetleri ile devam etti.

İLÇE OLMASIYLA BİRLİKTE SORUNLAR BAŞLADI

TEM Otoyolu’nun Köyün içinden geçmesi köyü cazip hale getirdi. 1985-1987 yılları arasında hızlı yapılaşma faaliyetinin neticesinde Sultanbeyli bugünkü haline ulaşmış oldu. 31 Aralık 1987 tarihinde Sultanbeyli köyünde belediye kurulması kararı alındı. Ancak ilk belediye seçimleri 26 Aralık 1989 yılında yapıldı. 1992 yılında da Sultanbeyli ilçe oldu.

İSTANBUL’UN SERSERİ ÇOCUĞU

İstanbul’un fethedilmesinde ehemmiyeti büyük olan Sultanbeyli, maalesef 28 Şubat post modern darbecilerinin, Ali Kalkancıların, Müslüm Gündüzlerın, Fadime Şahinlerin ve benzeri olayların yaşandığı İstanbul’un üvey evladı, suç mahallesi, varoşların semti, serseri çocuğu olarak gösterilmişti. Oysa Sultanbeyli’de yaşamaya çalışanlar, Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen, buram buram toprak kokan, saf ve temiz yürekli insanlar.

ARSALAR VE TAPULAR FARKLI KİŞİLERE SATILDI

1989 mahalli seçimlerinde, Refah Partisi’nin İstanbul’da belediye başkanlığı kazandığı tek beldeydi. Üç dönem Ali Nabi Koçak bir dönem de Yahya Karakaya Belediye Başkanlığı yaptı. 10 yılda 200 bin nüfusa ulaşan Sultanbeyli yaklaşık 15 yıl süreyle RP ve FP’li başkanlar tarafından yönetildi. O tarihlerde imkansızlıklar nedeniyle ilçeye hizmet etmek neredeyse imkansızdı. Ama belde olarak ilk seçimin ilk vaadi tapu sorununun çözümüydü. Sonraki yıllarda ve seçimlerde bu ilk vaad hiç değişmedi. Her gün göç alan Sultanbeyli’de arsalar, ihtiyar heyeti ve el senedi ile ekmek peynir gibi satılmaya başladı. Fakat arsalar, Anadolu’nun özellikle kırsal kesiminden gelen yoksul vatandaşlara uygun fiyata verilirken, tapular da yine uygun fiyatlara çıkarcılara ve rantçılara satılıyordu. Bu garip bir o kadar da enteresan olaya devleti yönetenler dur diyemiyordu ya da demiyordu. Maalesef arsayı alan işgalci tapuyu alan hak sahibi oldu. 2000 yılının başlarında dönemin Belediye Başkanı Yahya Karakaya, birkaç girişimde bulunsa da başarılı olmadı. 2004 yerel seçimlerinde AK Partiden Belediye Başkanı seçilen Dr. Alaattin Ersoy’da birkaç yol denedi. Ama kurmaylarından bazılarının işgüzarlığı nedeniyle bu girişimlerde başarısız oldu. Yıl 2009, yine yerel seçim, yine ilk vaad tapu sorununun çözümüydü. Bu defa Belediye Başkanı Hüseyin Keskin oldu. Tabii Sultanbeyli’nin mülkiyet problemi sadece hisseli alanlar değildi. Orman vasfını kaybetmiş 2B, Hazine ve orman vasfını kaybetmemiş orman arazilerinden oluşuyordu. Başkan Keskin, kucağında resmi olarak 20 yıllık ilçenin 90 yıllık mülkiyet sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. İşin aslı, bende Keskin’in mülkiyet problemini çözebileceğine inanmıyordum. Çünkü belde ve ilçe olmasının üzerinden 5 ya da daha fazla seçim geçmiş olmasına rağmen tapu sorunu bir türlü birinciliği kaptırmıyordu. Oysa yığınla sorunlarımız vardı. Alt yapı, üst yapı, okul, ASM, yol, kaldırım, İSKİ, Devlet Hastanesi, çocuk parkları gibi…

Yani bir karış toprağı olmayanlar, dönüm dönüm hisseli tapuların sahibi olmuştu. Toprak ile tapunun farklı kişilerde olmasının en büyük dezavantajı da gecekondu ile çarpık yapılaşmaydı.

Hüseyin Keskin’in Belediye Başkanı olarak ilk basın toplantısında şu soruyu yönelttim. Kimliksiz bir kentin işgalci çocuklarıyız biz. Bize bir kent kimliği gerek. Bu anlamda bir çabanız ve çalışmanız olacak mı? Başkan Keskin’in cevabı, ‘ilçemizin en büyük sorununu başta şahsım, kurmaylarım, siyasi partilerimizin temsilcileri, siz basın mensupları ve tüm Sultanbeylililer el ele vererek çözüme kavuşturacağız’ oldu. Aslında verilen cevap beni tatmin etmedi. Ama katılımcı bir yönetim anlayışına sahip olduğu kanısıyla ümitlendim. Bir Sultanbeylili ve bir basın mensubu olarak Başkanın çalışmalarını ve projelerini takip etmeye başladım. Bir iki yıl sonra bu adam bu işi başaracak diye söylendim kendime. Gerçekten de ilk vaadini gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyordu. Deyim yerindeyse gecesini gündüzüne katıyordu. Birçok çalışmasına katkıda bulunduk basın mensubu olarak. İl ve Ankara yolları gidip gelmekten aşınıyordu. Biz basın mensupları da durmuyor, Başkanın elini güçlendirmek için kamuoyu oluşturmak, milletin sesini yükseltmek adına haber yapıp servis ediyorduk. Çok sancılı başlayan sürecin ilk etabı 2B idi. Tabii bu kanun sadece Sultanbeyli’ye özgü değildi. Ama Sultanbeyli kaynaklı olduğunu hepimiz biliyoruz. İşin zorluk derecesi sadece kanunlar veya yasalar değildi. İş bilmezler, İşgüzarlar, çıkarcılar, rantçılar ve Sultanbeyli’nin gelişmesini istemeyen güruhlardı. Fakat Başkan Keskin yılmadı bıkmadı. 2B’den sonra sıra hisseli tapu sorununun çözümüne gelmişti. Ama yukarıda saydığım nedenlerden dolayı bu iş hiç de kolay olmayacaktı. Projeler çiziliyor, görüşmeler yapılıyor, Milletvekilleri, Bakanlar, Başbakan ziyaret ediliyor, deyim yerindeyse konunun çözümü için rahatsız ediliyordu. Birkaç kelimeyle konu basit görülüyor olabilir. Ancak sürecin zorluklarını yaşayanlar bilir. Nitekim bakanlar kurulu kararıyla 2011 yılında ilk adım atıldı. Sonrasında yavaş yavaş süreç iyi yönde ilerlemeye başladı. Dönemin çıkarcıları tarafından üç kuruşa satılan hisseli tapular, bir anda milyon dolarlara dönüşüverdi. Sonuç itibari ile Sultanbeyli’nin mülkiyet problemi önemli ölçüde çözüldü. Fakat beni dehşete düşüren hadise, mülkiyet problemini çözen kim olursa olsun elini ayağını öperim diyenlerin bu gün isyan etmeleri ve halkı kışkırtmaya çalışmaları. Yinelemekte fayda görüyorum. Bazı yerlerde metre birim fiyatları biraz yüksek, yani biraz daha aşağıda olabilirdi. Ama fiyatların yükselmesi yine Sultanbeyli’de emlakçılık yapanların suçudur. Çünkü 2B fiyatlarının belirlenmesi için devlet yetkilileri arsa alıcısı kılığında Sultanbeyli’deki emlakçılara piyasa fiyatını sordu. Maalesef o gün verilen fiyatlar bu gün karşımıza çıkan…

Bence bırakmalıyız şöyle oldu böyle oldu demelerini. Genel olarak baktığımızda 110 yıllık bir sorun çözüme kavuşturulmuş. Yanlışlar ve hatalar yapılmış olabilir. Ama iyi niyetle bakıldığında bu sorun çözülmüştür. Bunun nimetinden faydalanıp, keyfini yaşamaya bakalım. Hatırlarsanız Sultanbeyli 2004 yılında İstanbul ilçesi olarak kabul edildi. Yani 2004 ten önce Anadolu ile Avrupa’nın arasına sıkışmış sahipsiz bir yerdik. Artık yeter demeliyiz. Artık zihnimizdeki prangalardan kurtulmalıyız. Artık siyasi veya rant hesaplarından kurtulmalıyız. Artık kenetlenmeliyiz. Gelin hep birlikte Sultanbeyli’nin kent kimliğini tarihimizle, kültürümüzle, şehirciliğimizle ve bir arada birlikte yaşama arzusuyla oluşturalım. En azından bir sonraki seçimde ilk vaat mülkiyet olmayacak!

Not: İlçenin logo değişimi güzel bir ivme yakalamasına vesile oldu. İsim değişikliği ile neler olur yorum sizlerin…

REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.